31 Aralık 2012 Pazartesi

''Uzaklardan gelen sevgi'' ve ''Bu yüzden''

Henüz kırklarındayken 2 erkek çocuğuyla çok sevdiği kocasını kanserden kaybeden canım halamdan kart gelmiş bana...
Bana cevap yazmış.
Gönlümde yer edenlere küçücük sürprizler yaptım,kartlar yolladım onlara...
Halama da yollamıştım...
Ne kadar mutlu oldum..
Ne kadar iyi geldi yapayalnız olduğum şu günde.
Dışarı çıkmıştım,kapalı  ,buz gibi hava...
Ne kadar  sıradan demiştim bugün için,gene uyanmak istememiştim...
Döndüm biraz sağıma,soluma,kitabımı aldım elime,bıraktım okuyamadığımdan...
Kalktım.
Kahvaltımı yalnız ve kısa yapmak istemedim(Ben kalabalık,uzun ve neşeli kahvaltıları severim!!) ama mecburum;yalnız ve kısa süren kahvaltımı yaptım tek başıma.
Sonra gelecek arkadaşlarım için alışveriş yapmam gerekiyordu,dışarı çıktım istemeye istemeye...
O anda gördüm posta kutumda!
Basit bir zarf oysa.
Ama sevgi var içinde ta gönülden gelen.
Ne kadar değişti güne bakışım 5 saniyede!
Ben de bu duyguyu sevdiklerimde yaşatmayı istedim hep,her zaman.
Küçük ,para hafif ama manada değerli duygular yaratsın istedim ,benden onlara gidenler...
Becerdim sanırım ...
Bir dostum ''Çok ihtiyacım olan bi anda geldi mektubun !Çok mutlu ettin beni ''dedi.
Öteki '' Zarfa dokununca seni yanımda hissettim,seni seviyorum arkadaşım.'' dedi...
Daha kıymetlisi var mı şu dünyada,sevdiğini ve sevildiğini,sayıldığını hissetmekten, hissettirmekten başka?
Ben sevgisiz bir ortamda büyümedim Allah'şükürler olsun.
Sevildim,sayıldım.
Ondan bende bu sevgi...
...
Yeni yeni keşfediyorum içimdeki yazma sevdasını...
Bu bana ''sevda''mdan arta kalan...
'Sevda'ma ''sözde'' nokta koyarken,koymayı hiç istemediğimden yazmaya başladım...
O günden beri yazıyorum...
Okuyorum ,çok okuyorum...
Okudukça yazıyorum,yazmak istiyorum,yazarak kendimi rahatlatıyorum...
Yazarak seviyorum,yazarak hayal kuruyorum,yazarak  kimi zaman mutsuzluğumu atmaya çalışıyorum.
Hep yazarak...
Bu ara çok yazıyorum çünkü tatildeyim.
Kısa kısa gezmeler yapıyorum,buradaki gelenekleri öğreniyorum,sohbetler ediyorum,misafirler ağırlıyorum,misafirliğe gidiyorum ama herkes gidince sevdiğim,arkadaşım,dostum,kardeşim,annem babam,Mevlanam  burada sanki,buraya uğramazsam olmuyor.
Bu yüzden çok yazıyorum.
Yazarak insanlara sevgimi belli ediyorum.
Kırgınlığımı,hasretimi,huzurumu...
Bu yüzden...

30 Aralık 2012 Pazar

Sessiz sedasız...


Uykusuz gecelerin dostu...
Sessiz,sedasız...

Daha ne olsun...

Kulağımda Serkan Çağrı'nın muhteşem nefesinden çıkan klarnet sesi...
Başımı kaldırıp baktığım başımın üstündeki pencereden görülen mavi gökyüzü ve camda yağmur izleri...
''Memleketin Hali' bu pazar günümün keyfi...
Cemalnur  Sargut'un sohbetini dinlemek...
İçimin coşması...
Mevlana...
Hayaller...
Sancıların sonundaki doğumlar ,yenilikler,güzellikler...
İnsan olabilmek.
Kabul edebilmek.
Sindirebilmek.
Kendini bilebilmek.
Allah'ı hissedebilmek içinde.
Zamanın sana yoldaşlık ettiğini hissetmek.
Yalnızlığım bana bir lütuf olması.
Düşünmek için,sevmek için,değişmek için,öğrenmek için,daha insan olabilmem için bana verilen 8 ay!
En önemlisi sağlık...
Daha ne olsun...

''Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi,muhteşem bir mutluluğun kapısına.''

Bitirdim kitabımı,hemen yenisine başladım.
''Nar Ağacı'' Nazan Bekiroğlu'ndan.
Trabzon,Batum,Tiflis arasında 1.Balkan Savaşları zamanları...
Nazan Bekiroğlu dedesinin izini sürüyor ve tabi ki bir gönül hikayesi de var...
Kapaktaki cümle zaten şu:
''Sen beni öyle çağırmasaydın eğer,ben sana böyle gelmezdim...''
Uykumun geldiğini düşünerek  kapadım ışığımı ve her gece yaptığım gibi kendimle konuşa konuşa uyumaya çalıştım.
Ama görüldüğü gibi uyuyamadım.
Bu çabalamalarım esnasında içimde aylar önce avaz avaz bağıran o sesi tekrar duydum.
''Her gece hayallerine koş,uyumadan önce!
Gir hayalinin içine ve yaşa o çok istediğin anı!
Tek bir hayalin olmasın.
Küçük de olsun büyük de!
O anda ol,o çok istediğin anlarda!
O çok istediğin vakitlerde,mekanlarda,şehirlerde ol.
Olmak istediğin insanlarla ol.''
İnsan ne kaybeder ki hayallerine vakit ayırmaktan?
Dahası onları çok arzulamaktan?
Hiç bir şey kaybetmez aksine kazanır!
Ben kazandım.
Ben şu an olduğum ülkeyi,oturduğum sandalyeyi,karanlığımı aydınlatan ışığı bile  hayallerime vakit harcayarak elde ettim,Allah'ın takdiri  ile tabi ki.
Sen zaten hayal edebiliyorsan,onun için gönlünü tutuşturabiliyorsan,dualar edebiliyorsan;
Allah zaten onu sana vermiştir.
Delice bir sabır gerekir sana,ateşli bir sabır.
O izin vermese elini açıp dua bile edemez bazen insan.
Bunu da çok yaşadım...
Hayallerinin peşinden koşarsan kararlıca,onların yorulduğunu gördüm ben.
Sen ne kadar çok istersen,hayalini içine ne kadar sağlamca yerleştirirsen ;bir o kadar yakınına geliyor hayallerin.
...
Benim hayallerim değişiyor birazcık,daha büyüyor,mekan değiştiriyor,şehir değiştiriyor.
Bu gece belli bir mekana ,zamana ait olamamak beni uyutmadı sanırım.
Beynin çalışırken uyuyamazsın,gözlerin uyur ama sen uyuyamazsın.
Beynim uyumamayı seçtiği için ,ben de bu saatte buraya yazıyorum.
Böyle gecelerin sabahları ,çelik gibi oluyorum!
Bir kere daha sarsıntı atlatmış ve uzunca yolları aşmış biçimde yolumda gitmeye devam ediyorum.
İçimdekilerle,gönlümdekilerle,beynimdekilerle.
Böyle bir gece.
Bitkinlik gözlerimde ama beynimde ve yüreğimde değil şu saniye...
Şu sözle kaldığım yerde devam edeceğim;
''Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi ,muhteşem bir mutluluğun kapısına.''

29 Aralık 2012 Cumartesi

''İki çeşit ağaç vardır.''



İki çeşit ağaç vardır. Birisi ormandaki ağaç, ötekisi 
açıklık kırda tek başına duran ağaç. 

Kırdaki tek başına ağaç ilk bakışta göze çarpar. İlk 
bakışta insanı hayrete düşürür. Fakat bir bakarsınız, 
iki bakarsınız, gözünüz gitgide alışır ona. Onun 
yalnızlığındaki "kahramanlık" gitgide kaybolur, 
gitgide mahsunlaşır. Biraz daha dikkat ederseniz, tek 
başına kırda duran ağacın bütün basit faciası 
gözümüzün önünden geçer. O, kırın dümdüz açıklığında 
komikleşir. Kışın sıska kollarıyla bir başına 
titreyen, yazın bir avuç gölgesinin başında neyi ve 
neden beklediğini bilmeden dikilip duran bu tek ağaç 
zavallıdır. 

Ormandaki ağaç, kırdaki ağacın büsbütün tersidir. İlk 
bakışta gözünüze çarpmaz. Fakat onun güzelliğini her 
bakışta biraz daha anlarsınız. Bütün ormanın ahenginde 
o ahengi tamamlayarak fakat ferdiyetinden 
kaybetmeyerek yaşamaktadır. Orman onu, o ormanı 
güzelleştirir. Kuvvetleştirir. Kışın, kolları öteki 
kolların yanında olduğu için onda üşümenin komikliği 
yoktur. Yazın, gölgesi öteki gölgelerden ayrı, fakat 
öteki gölgelere karıştığı için bir büyük yeşil 
serinliğin kaynağı halindedir. 

İki çeşit ağaç vardır, dedim. İki çeşidini de yazdım. 
İsterim ki, oğlum ormandaki ağaca benzesin. 

Nazım Hikmet

O, biirrr..!


Bu gördüğün ''Yufka Böreği'' değil sadece!
O ,biir  gurbetçi böreği!
O ,biir memleket kokan yufka böreği!
O ,biir evimi tipik türk evi gibi kokutan  yufka böreği!
:)

26 Aralık 2012 Çarşamba

Kan bağı

Kan bağının olduğu insanlarla sevgi bağın olmaz bazen,zorunlu iletişim bağın olur.
Benim de öyle.
Eskiden çok üzülürdüm,neden niçin diye çok sorardım ama büyüdükçe anlıyorum ki bu benden,benim ailemden kaynaklanan bir konu değil.
Bu onlardan dolayı öyle.
Aradaki bu kopukluğu onlar hissettirdikleri için ben de hissediyorum,biz de hissediyoruz.
Acı ama gerçek.
Kan bağının olduğu insanlarla bazen 'görevin' olduğu için birlikte olursun,bu yüzden bayramlarda el öpersin,öyle olması gerektiği için.
Bu böyle.
Maalesef.
Bir kere daha hissettim.
Ne kadar kulaklarımı ince laflara tıkasam da ,gözlerimi kapayamıyorum...
Gözler dünyanın en fazla kelimesini içeren en büyük ve tek sözlüğü!


25 Aralık 2012 Salı

İnsanlık için küçük ama benim için büyük bir adım:)


Önce bir kedi,hem de kara kedi; Nirvana!
Sonra da bir köpek hem de Dackel cinsi; Leo!
Leo ile ilişkimiz her geçen gün sağlamlaşıyor.
Beni gördüğünde patileriyle kucağıma gelmek isteyen bir arkadaş o!
Bana  dokunmayı,sevmeyi öğreten.
Ben ki seven ama dokunamayandım eskiden.
Bu gece kucağımdan inmedi:)
Bu da bana hayatın bir diğer artısı,eskiden ve şimdi diye ayırdığım bir  diğer kazanç!
İnsanlık için küçük ama benim için büyük  bir adım:)

23 Aralık 2012 Pazar

Alman bir ailede akşam yemeği

Bugün facebookumdaki iletime neleri özlediğimi ,yani neleri canımın istediğini yazdım!
Herkes acıdı halime:)
Yaşanmadan anlaşılmaz.
Önemsiz görülen bir maydonuzu bile arıyorum!
Sebzeleri söylememe gerek yok,pideleri,köfteleri,simiti,yanında çikolatayla gelen türk kahvesini!
Çok özledim evimde annemin yaptığı yemekleri yemeyi.
Kokusu başka,tadı başka burada pişirdiğim her yemeğin.
Her ne kadar domates salçam tukaş ve sivastan alınan ev yapımı biber salçam olsa da...
Tadı farklı!
Olmuyor,sebzeler ithal,en doğal olduğunu düşündüğüm,marulun tadı güzel geliyor bir tek.
Halimi sen düşün.
Ki ben yemek yapmayı çok severim,yemeyi çok severim.
3 aydır kırmızı et yemiyorum,yiyemiyorum,bu yüzden iğne vuruluyorum ya...
Canım neler neler istiyor.
Dondurulmuş da olsa denizimizden çıkan balık olsa da yesem!
Neyse halim gerçekten fena.
...
Bu gece yemeğe davetliydim.
Bir kere daha anladım ki,türk mutfağı baş tacı.
Bizim en kolayı deyip,burun kıvırdığımız yemeklerimizin yanına bile yaklaşamıyorlar!
İyi ki peynir, envayi çeşitte peynir çeşitleri var şu ülkede!
Olmasaydı ne yiyecekti bu almanlar,bilmiyorum.
Peynir de akşam yemeğinde ,dikkatini çekerim.
Sebzeleri karıştırıp,üzerine peyniri koyup,küçük tavalara yerleştirdik.
Üstü ızgara altı tavalar için hazırlanmış bir düzenekte,üstte domuz etleri pişti,yağları yalana yalana bitirilemedi!
Altta küçük tavalarda sebzeler ,peynirler pişirildi!
He önemli ayrıntı,bir de haşlanmış patates!!
Gözünü yediğimin evi dedim.
Mis gibi bulgur pilavımla tavuk sotem dururken yediklerime bak....
Doyarım ben,doymak sorun değil,seve seve de yerim sebzeleri.
Allahtan domuz eti yemediğim için tavuk göğüs yapmış Ulli azıcık.
Miğdem bulanmadı değil bazen....
Ne kadar farklıyız onlarla!
Bize gelselerdi ,ne masa donatırdık annemle!
Zeytinyağlısından,etine,böreğine,salatasına,çorbasına....
Saymama gerek yok.
Adamlar bildiğin cipsi ; brokoli,biber,domuz etiyle karıştırıp üzerine peyniri koyup yedi ya!
Daha ne söylenebilir ki?:)
Neyseki pasta ve kurabiyeleri var!
Oydu beni mutlu eden masada.
Bir de işin ilginci,buralarda yemek pişirmek meziyet.
Yemek pişiriyor musun?Her gün pişiriyor musun diye soruyorlar.
Ne pişiriyorsun?
Tam adamına soruyorlar,bilmiyorlar beni.
Çook farklıyız sizle çook sevgili Almanlar!

22 Aralık 2012 Cumartesi

Bugünümün resmi






Bazı anlar,bazı insanlar,bazı fotoğraflar seni kamçılar.
Aradığın şey,istediğin şey henüz elinde ve önünde olmasa da  seni  elde etmişçesine mutlu eder!
Benim bu resimde gördüğüm düşü sen göremezsin,hissettiğim kıpırtıları sen hissedemezsin.
Ben yaşarım ancak.
Benim gördüğüm sadece yeşil erikler,çilekler,şık bir masa değil,köprü değil.
Ben başka başka şeyler görüyorum!
Ben geleceğimi görüyorum.
Mutluluğu,huzuru,kalabalıklığı,maviliği...
Ben çok  güzel şeyler  hissediyorum soğuk,karlı,puslu, karanlık ve yalnız geçen bir Almanya gününde.
Bu resim bugünkü mutluluğum.
Benim mutluluklarım pahalı şeyler değil dahası çoğu satın alınmayan şeyler.
Ellerimle uğraşıp meydana getirdiklerim ,kimi zaman da doğadan bana bahşedilenler.
Ben her gece hafifliyorum, ey insan!
Her gece sevmediğim,beni bana yabancılaştıran,omzumu bastıran saçma önyargılarımdan,salakça kalıplaşmış düşüncelerimden sıyrılıyorum,bunun için uğraşıyorum.
Benim aradığım,dahası artık  gizli yolunu keşfettiğim mutluluklarım basit,basitçe!
Hayat basitse güzel; doğalsa,içtense...
Basit,içten ve doğal bir hayat , içimden delice istediğim.
Ama sıradan değil.
Hem de hiç değil.
...
Bu resim ,gece uykuya dalarken  renklendirecek karanlıklarımı...
Bugünümün resmi.

21 Aralık 2012 Cuma

''Bir hayalim var!''


''Bir hayalim var.
Hayaldir yaşamın başladığı yer. Yaşam başlar ve devam eder hayallerimizle. Hayallerimiz bizi istediğimiz yere götürür. Hayallerimiz ne kadar büyükse, ne kadar sık tekrarlıyorsak, ne kadar inanıyorsak, ne kadar gerçek gibiysek, o kadar yakındır yaşamımızın da gerçekleşmesi.
Bir hayalim var.
Bir hayal, bir hayal daha, yani benim pek çok hayalim, hayallerim var. Her gün hatırladığım, burnumun ucundan ayırmadığım, hiç vazgeçmediğim, yaşadığım gerçeklere beni taşıyan hayallerim. Bugün yaşadığım, her adımımda hissettiğim, tüm engelleri görmemi, görerek aşmamı sağlayan hayallerim… Hayallerimi oldukları yerde bırakmadım. Hayallerime yükseldim. Hayallerimin önünde yürüdüm. Her birini göreceğim bir renge, duyacağım bir sese, nefes alacağım bir kokuya, tadacağım bir lezzete, hissedeceğim bir duyguya dönüştürdüm.
Neden mi?
Çünkü hayallerimin gerçek olmasını istedim. Çok istedim. Gerçekleşmesi için onları hissetmeli, tadını almalı, kokusunu içime çekmeli, melodisini mırıldanmalı ve parlak renginin içinde kaybolmalıydım. Parçası olmalı, tamamlamalı, bütünleşmeliydim. Ancak o zaman hayallerimi hedefe dönüştürüp ve yaşayabilirdim.
Nasıl mı?
Örnek alarak, öğrenerek, vazgeçmeyerek, adım adım ilerleyerek, bilgiyi kullanarak, sevgiyle isteyerek, bazen istediğimden ve geriye düştüğümde yeniden örnek alarak.
“Eğer hayal edebildiğin bir şeyse, yapabilirsin. Ben her şeyin bir fareyle başladığını asla unutmuyorum” diyen Walt Disney, farelerden korkmasına rağmen, bir farenin kahraman olduğu filmi yaptı ve Miki Fare’yi yıllarca seslendirdi. Kendi hayatını değiştiren bu hayal, yeni bir sektörün başlangıcının da öncüsü oldu. Ancak bu gerçeğe ulaşmasını inançla ve tutku ile hayalinin peşinden gitmesi sağladı. Çünkü, iki kez işten atılmıştı çizim yeteneği olmadığı için (!), ve elindeki her şey ile kurduğu şirket batmıştı. Bir iş görüşmesine tamirdeki ayakkabısını alacak 1,5 doları olmadığı için gidememişti.
Çok hayalim var.
“Dünyayı hayal gücü döndürür” diyen Einstein, buluşları ile neleri döndürdüğünü, neleri dönüştürdüğünü farkında mıydı hayallerini gerçekleştirirken.
“Hayallerinin peşine düştüğünde hiçbir yürek acı çekmemiştir” diyen Paulo Coelho, her hayaline ulaştığında çektiği acılar için kendine teşekkür etmiş midir, yeni bir hayalin peşine düşerek. Bugün bir film izledim. Eğlendim, hüzünlendim, kahkahalarla güldüm. Tatilden dönüyor gibiydim film bittiğinde. Filmin adı “Mamma Mia”. Abba grubunun şarkıları ile yapılmış bir müzikalin filme uyarlanışı. Çok sevdiğim, hayran olduğum bir kadın, Meryl Streep oynuyor. Yine çok güzel, yine çok güzel oynamış ve yaşamış.
Bu yazıyı sinemadan dönünce yazdım. Film aşağıdaki şarkı ile başlıyordu, ucu görünmeyen olağanüstü masmavi bir deniz manzarasının başında ve film biterken biz yine aynı şarkıyı söyledik hep birlikte, aynı masmavi denizin üzerinden hayallerimize ulaşmak için…
“Bir hayalim var
Söyleyecek bir şarkım
Her şeyle baş etmeme yardım edecek
Eğer bir masalın büyüsünü görürseniz
Başaramasanız bile gelecek sizin olur
Meleklere inanıyorum
Her şeyde bir parça iyilik olduğuna da
Doğru zamanın geldiğini anlayınca
Diğer tarafa geçeceğim
Bir hayalim var”
Bir hayaliniz olsun…
Hayalleriniz hedefleriniz olsun ve tüm hedefleriniz gerçekleşsin. Sevgiyle, mutlu, huzurlu, isteklerinizi gerçekleştireceğiniz an’lar diliyorum. Ve, eğer harekete geçerseniz benim dileklerimin de, sizin hayallerinizin de neler yapacağını biliyorum.''
Yasemin Sungur

Bu gece

Kalabalıklardan çıkınca,evine gelince gene aynı role bürünüyorsun...
Hiç bir ses yok içindeki,beynindeki sesten başka...
Konuşulmayan bir ev.
Ölü ev.
Radyo açıyorsun,televizyon izliyorsun...
Kitap okuyorsun...
Bir an odadan annen girecek gibi oluyor.
Ya da baban seslenecek gibi..
Ya da telefonun çalacak,arkadaşın seni kahve içmeye çağıracak...
Kimse yok.
Telefonun bile çalmıyor.
Bu yüzden erken uyuyorsun.
Kitaplara sarılıyorsun...
Ama bugün uyku tutmuyor...



20 Aralık 2012 Perşembe

Mevlana der ki;

''Gerçek aşk,sevdiğini anınca yanmak; yandıkça sevdireni anmaktır.''

Karanlık

Korkmuyorum artık sokakta yalnız yürümekten geceyken vakit ...
Biliyorum ve hissediyorum ki kalbimdekiler beni korur,koruyor...
Esen rüzgar da ürkütmüyor eskisi gibi.
O da bana yoldaş karanlıkta.


17 Aralık 2012 Pazartesi

Mevlana

Keşke bir geceliğine Konya'ya gidebilseydim, o da bu gece olsaydı...
Olsaydı gene bana şifa...
Gelseydi bir söz ondan gene bana en nefessiz anımda.
Mevlana  benim dostum.
Derdimi anlattığım,derdime dermanını veren dostum.
Sabrı öğreten dostum.
Özlemlerine yenik düşsen de  sus diyen dostum.
Işıkların  sönmüşse bile aya bak diyen dostum...
Hesapsız kitapsız da olsa gönlün,dediklerin karşındakinin anladığı kadarsın,zorlama  diyen dostum...

11 Aralık 2012 Salı

3 maddede Almanlar

Almanların sevdiğim yönlerinden 1.si
Okula gelirken elleri boş gelmiyorlar:)
Her güne bir kurabiye veya kek yiyerek başlıyorum sayelerinde.
2.si  çok güleryüzlüler.
Sokakta tanımadığın kimseler sana ''Morgeen!'' diyor çok keyifli bir biçimde.
Başta yabani gibi bana mı dedi diyorsun ama sonra sen de diyorsun ''Morgeen!'' :)
3.sü hediye vermeyi,teşekkür yerine çikolata vermeyi  çok seviyorlar:)
Bugün de bir paket çikolata aldım, Eckard' dan  din kültür öğretmeni...
Mevlana ve Şems hakkında konuşuyoruz...
Camileri,islamı,Hristiyanlığı...
Çok keyif alıyoruz konuşmaktan ve bugün bir paket çikolata ile geldi.
Güzel sohbetlerin bir adet teşekkürü sanırım.
Yılbaşı da geliyor ,bizde yılbaşı onlarda dini seremoni...
Ben de ona bir semazenin olduğu çok güzel bir magnet hediye edeceğim yanında da bir paket çikolata tabi ki :)
Almanlar soğuk bilinir ,öyle bilirdim.
Ya da ukala.
Alakası yok.


9 Aralık 2012 Pazar

Gözyaşı şişeleri


Bunlar gözyaşı şişeleri...
Kapadokya'da  tanıştık kendileriyle.
Sordum hikayesini.
Sevdiğini uzaklara,askere yollayan seven gözyaşlarını bunun içinde biriktirirmiş.
Rivayet bu ya; sevgililer kavuşunca ,bakarmış uzaktan gelen ,şişeye.
Ne kadar ağlamış acaba arkamdan diye..
Çoksa gözyaşı, çok özlendiğini,çok sevildiğini anlarmış...
Bu gözyaşı şişeleri de mücevher gibi önemli sayılırmış...
 Sevdiğine,hasretle yolunu beklediğine sözlerden daha kıymetli bir hediye...


Diyorum ki...

Lapa lapa kar yağıyor...
Çok sıradanlaştı kar yağıyor diye yazmak biliyorum.
Ama karın getirdiği aydınlık var...
Karın getirdiği huzur var...
Karın getirdiği romantiklik var...
Karın getirdiği hasret var...
Karın getirdiği umutlar var...
Ya da ben bunları kara bağlamayı istiyorum.
Yok öyle kırıklık döküklük diyorum.
Bak dün güneş varken pırıl pırıl; bugün kar var.
Yarın ,adı üzerinde YARIN!
Neler neler gizli yarında...
Neler neler var sırada kim bilir.
Sen hep iyi bil,mutlu bil yarınları.
Çalış ; çok çalış!
Kendin için,hayallerin için,sevgin için,ailen için...
Dünyaya bir şeyler katmak için çok çalış...
Elbet içindeki o hislerin vakti var.
Elbet  özlemler son bulur...
Elbet akreple yelkovan senin zamanını gösterir.
Elbet...
Sabrın acısından çok tattın,biraz da o leziz tadını tat...
Ama çalış!
Çok çalış!
Diyorum...



Noel babayla güne başlamak:)










                
               Bana bu sabah bir misafir geldi!
Noel Baba:)
Ev sahiplerim bana sürpriz yaptılar,birazcık tiyatro yaptılar.
Hiç beklentim olmamıştır Noel Babayla ilgili.
        Ama dün gece Shrek'i izlerken;ben de küçükken Noel babanın gerçekten de    bacadan geldiğini düşündüğümü hatırladım:)
Filmlerin etkisi.
Çocuklar için keyifli bir dede.
Neyse karşımda baya baya Noel Baba'yı gördüm!
Elinde hediyesiyle.
Gerd idi bu ,tatlı ev sahibim.
Sürekli istediğim ama bir türlü alamadığım
Orkide almışlar bana.     
Çok mutlu oldum be!
Güler yüzle bir gün daha başladı...
Orkidemdeki o tomurcuklar kadar hayallerim var!
Ve ben gitgide zenginleşiyorum,çünkü hayallerimi yaşıyorum...
Bunlar güzel evet ama daha güzelleri de olacak...
               
                                                           

8 Aralık 2012 Cumartesi

Deniz:)

Çok kimseler bilmeden biliyordum ben arkadaşım hamile olduğunu.
Bekle,kalbinin atışını duyalım,sonra halka arz edecek durum ,aramızda kalsın dedi.
Ve duymuş!
1 mm'lik şeyden gümbür gümbür ses çıkıyor,çok tuhaf bir duygu dedi...
Adı da çok güzel.
Deniz.
Ne kadar anlamlı bir isim...
Mucizelere  ,mucizelerin varlığına bir kez daha inanmak için ne büyük bir kanıt!!
Eğer Allah istemezse 1mm 'lik etten, gümbür gümbür atan kalp, göz,el,bacak yaratmaz.
1 mm , 50-60 cm olmaz.
Gramken 5 kiloya kadar büyütmez.
Dahası bir  ''su balonunun'' içinde  yaşatmaz 9 ay boyunca.
Su balonundan çıktığında da ağlatmaz isterse.
Ama ağlamak ,her şeyin yolunda gittiğini işaret eder!
''Ağlıyorum çünkü yaşıyorum ben!''
Eğer Allah isterse olmaz denilen her şey olur!
Mucizeler olur!
Aklın anlamadığı sadece kalbin anladığı şeyler olur!
Ve de insanlar buna inanarak yaşarlarsa kazanan olur...
Arkadaşlarımın çok kıymetli gördüğüm sevgilerinin içinde büyüyecek bir bebek geliyor...
Günün güzel haberi...:)


''Typisches Türkisches Frühstück '' :)

Güneşli bir gün!
-9 derece ama evimde her şey yolunda!
Ben 24 derece hissediyorum..
Güne çok güzel bir ''türk kahvaltısı'' ile başladık.
Randevu saatimiz 8.30 idi.
Bizde ki gibi 11'lerde kahvaltıya burada öğle yemeği diyorlar:)
Türk peyniri(ki beni evimde gibi hissettiren nadide yiyeceklerden 1.si)
Marmarabirliğin zeytini(beni evimde gibi hissettiren nadide yiyeceklerden 2.si)
Fındık,kuru erik,kayısı,incir( beni evimde gibi hissettiren nadide yiyeceklerden 3.sü)
Ve bir sürü şey...
Ama tabi ki en sonda Türk kahvesi bol köpüklü:)
Şahane bir kahvaltıydı,yalnız başına kahvaltı etmekten hoşlanmayan ve kahvaltı masasını çok seven benim için ve onlar için de ..
İspanya zeytinlerine ve zeytin yağına karşı ''marmarabirlik'' zeytinlerinin ve zeytinyağının reklamını yapıyorum gönüllü olarak ,hak ettiği takdiri görüyor...
Aradaki fark bariz!
...
En çok konuştuğumuz konulardan biri de din.
İslamiyet ve hristiyanlık.
Katolik ve Protestan mezhebi.
İslam,müslümanlık,Allah inancı...
İbadet etmek.
Bugüne kadar öğrendiklerim,sorduklarım...
Bugünkü soru da çok güzeldi.
İslama göre, bir hristiyan ya da yahudi öldükten sonra ne yaşayacak?
Yani onlara ne olacak?
Öldükten sonra ruhunuza neler oluyor islam inancına göre?
Çok keyif  aldığım konular ve öğrendiklerimle de çok keyif alıyorum.
Mesela katolik mezhebinde bir insan boşanamazmış!
Oldu da boşandı,Allah(Gott) onları boşandı kabul etmezmiş,inançlarına göre.
Ve bu yüzden önceden katolik olan ev sahibim Gerd, Christa ile evlenince 2.kez ; katolik mezhebinden çıkmış,çıkarılmış olmuş.
Ayrıca tam olarak anlayamasam da katoliklerin kiliseye düzenli olarak verdikleri bir para varmış ve bu paralar  sayesinde öldüğünde  kilisede kutsanmalarını  sağlanıyormuş.
Gerd 2.kez evlendiği için ''inanç'' olarak katolik mezhebinin dışına çıkmış oluyor.
Din adamları,papazlar da böyle demişler zaten ama gene de para istemeye devam etmişler.
Ve Gerd de madem beni çıkardınız,paralarımı kabul edip öldüğümde beni kutsamayacaksınız ben  de Protestan oluyorum demiş.
Ve Christa'nın mezhebine geçmiş.
Şu an ikisi de ve oğulları da Protestan.
 ...
Hristiyanlardaki üçleme: Gott Vater(Allah Baba)Sonnes des Gottes(Allah'ın oğlu),Heiligem Geist(Kutsal Ruh) Haç işaretinin manası.
...
Protestan  mezhebiyle katolik mezhebi arasında farklar var.
Ve ben protestan mezhebini daha akla yatkın buluyorum.
Neden mi?
Katolik kiliseye girdiğinde her yerde altın rengi tablolar,işlemeler ve her yerde İsa'nın resimlerini görürsün.
Resimlerde İsa'nın  kan revan içindeki halleri görülür.
Ama protestan mezhebi sade ,hiç bir resmin olmadığı,gösterişin bulunmadığı kiliselere sahip.
Dua etmek bir resmin karşısında değildir.
Bildiğin,hissettiğin  ama bir resimle ispat edemediğin ''yaratan'' içindir.
Bizdeki gibi.
Bir resme dua etmek ,ona tapmaktır.
Bir yerde yaratılanyaratanın önüne geçmiş olur resim varsa.
İsa'nın öne geçmesi gibi.
O yüzden bizde resim yoktur,peygamberimizin resmedilmiş halini bilmeyiz,bilmek de istemeyiz.
Camilerimizde o yüzden resimler yoktur.
Bir yerde okudum.
-''Her doğan kişi müslüman doğar ama aile,çevre farklılığından dolayı farklı dinlere sahip olur.''
E  islamiyet gelmeden de bunu söylemek mümkün mü?
Yani islamiyetten sonraki dönem için bu geçerli bence.
Yani  mantıklı mı olur?
Ya da mantığı devreye sokmamak mı lazım?
Ama dinimiz,körü körüne bağlanma demiyor mu?
Araştır,sor,irdele,oku,tartış...
Bilmiyorum.
Araştıracağım.
Bu konuları konuşuyoruz,anlatıyorum,anlatmaya çalışıyorum...
Ben de öğreniyorum,öğrendikçe öğrenmem gereken çok şeyin olduğunu fark ediyorum...




7 Aralık 2012 Cuma

Mirkatlar:)


 Mirkatların diğer adlarıyla kuyruksürenlerin belgesellerini izlemediysen izlemelisin!!
Erkeğin dişisine nasıl sarıldığını,
Dişinin yavrusunu nasıl okşadığını,
Gece olunca maailenın nasıl sarmaş dolaş uyuduğunu,
Kuraklıktan ve yorgunluktan ayakta uyuyup ,uyuklarken nasıl yere düştüklerini:)
Ve tabi ki yaşam savaşlarını görmelisin!



Şems der ki;


"Susmak; kimi zaman ateşe su, kimi zaman da ateşe rüzgar olmuştur."

Gene mi haftasonu??

Bir hafta daha geçti!!
Ne kadar çabuk!!
Anlamıyorum zaman nasıl bu kadar hızlı geçiyor!
Çalışmak,tek cevabı bu!
Bir şeyler yapmak!
Bugün çatlamak istedim orta yerimden,o da fayda etmezdi gerçi Achim'e!
Karşındaki gelip sana sürekli, listeler yap diyor.
Tamam yapıyorsun.
Geliyor.
- Hayır o liste değil,bu.
-Tamam ,düzelttim,buyur.
-Benim ihtiyacım olan bu,o değil,kaç kişinin yemek yiyeceğini bilmem gerekiyor!!
-E listeye ne gerek var?Say deseydin,sayardım!
-Bi bocalama.Ben sana dedim ki...
-Sen bana dedin ki....
Hoppala!!
-''E baştan başka deyeydin ya!!''
Bunu almanca diyemiyorsun tabi,kafandan dumanlar çıkarken adam sana bakınca anlıyor,sen de ona bakınca anlıyorsun zaten..
Çatladım ama ,kızgın anlarda karşındakine kendini tam anlamıyla anlatamamak!!
Felaket bi duygu!
Neyseki ikimizde saman aleviyiz sevgili mentörümle.
Ben portakal ikram ettim,o espri yaptı.
Teşekkür etti,sabırlı olduğum için...

Sonra benim alışveriş yapmam gerektiğimi ,yarın sabah ev sahiplerime ''Türk kahvaltısı'' hazırlayacağımı ve temizlik yapmam gerektiğini söyleyip,beni azad etmesini istedim.
Allahtan fazlasıyla çalışıyorum,bir şey diyemiyor.
Şimdiden 4 günlük izin hakkım var.Haftaya zaten  7/24 çalışacağım.
Güzel bir tatil,gezme tozma hakedebilirim sonrasında.
Bir hafta daha bitti,izin günümde çalıştım.
- 2 derece havada ,sıcak evimde temizlik yapmaya koyulacağım.
Gene anlam veremeyeceğim ;1 hafta içinde yatak odama o kadar yüncük nasıl geliyor diye gene söyleneceğim kendi kendime!
Bir hafta,bir ay derken vaktim bitecek burada....
Bu yüzden bu  kadar hızlı geçmesini hiç sevmiyorum!
Ama bir yandan da geçsin istiyorum...
Çelişkiler dünyası...

6 Aralık 2012 Perşembe

Uzun yolculuktur, sevmek.

             
Uzun yolculuktur ,sevmek.
Kimse kimseye sonsuza dek sınırsız mutluluklar,mavilikler vaad edemez,etmemeli de!
İnsan kendiyle mutsuz olur bazen,kaldı ki karşındakini mutlu etmek şöyle dursun.
Ama şunu vaad edebilir;
''Ben seni yoldaşım ilan ettim,her zaman yanında olacağım,kaçarın yok !
Gıcık olsam da bazı huylarına,sinirden beni çıldırtsan de bazı huylarınla...
Ama kimse dört dörtlük değildir,unutma!
Senin de aynı duyguları yaşadığına eminim,dürüst ol!
Önemli olan kabullenmek.
Mecbur olduğun için değil,istediğin için...
Öylece kabul ettiğin için her şey daha kolay toparlanacak en zor anlarda.
 Ve ben her zaman benimle olmanı isteyeceğim...
Bu konuda mütevazi olmayacağım hiç bir zaman.
Bencillikse bencillik adı.
Benimle olacaksın.
Senle olacak gelecek,senle gelecek aklar saçlarıma,senle kırışacak bu eller...
Yorulacağız kimi zaman ama düz bir yol gitmiyoruz ki!
Sana yeşillikler,güller içinde bir yolculuk teklif etmiyorum.
Bazen önümüzü bile göremeyiz gittiğimiz yolda,planlarımız tutmaz.
Sendeleriz.
Ama  toparlarız...
Gemimiz bazen dalgalarla fena boğuşur,su alır,ıslanır ...
Kaptanlık müşterek!
İkimiz de sorumluyuz  geminin su almasından.
Kimse tek başına suçlu değil!
İkimizin gemisi,ıslak veya kuru!
Ama bizim!
Değişebilirim ; düşüncelerim,huylarım,sözlerim değişebilir.
Beni sorgulama.
Sen de değişebilirsin.
Benim de seni sorgulamaya hakkım yok.
Değişmem demek,aptallık olur.
Saygının olduğu yerde değişiklikler daha da anlam katar bize,daha tatlı olur  tadı.
Ama asıl sorgulama hakkını sana sevgi konusunda vereceğim hep.
Bakım yapmayı unutursam aşka,sevgiye ;çaktırmadan kabulleneceğim haklılığını,sesim çıkmayınca anlayacaksın ki haklısın.
Biz bunlarla uğraşırken yıllar geçecek seninle...
Belki 35 yıl,belki 50 yıl göreceğiz seninle.
Düşünsene 50 yıl benimle!
Şimdiden korkuyorsan,gelme kalbime...
Ben razıyım seninle kaç yıl olsa bile.
Bu iş,gönlü razı etme işi.
Gönlüm senle geçinmek isteyecek hep.
Budur işin özü.
Yoksa öyle bi gönül sende,zorlama kendini...''




Noel Baba'nın etkileri:)

Bugün Noel Babanın doğum günüymüş.
Biliyorsun  o da bizim topraklarda yaşamış olanlardan:)
Öyle kıymetli bi ülkemiz var ki,her yerinden tarih çıkıyor.
Ve  bu da yabancıların hiç hoşuna gitmiyor aslında.
Kendi kültürlerinde önemli olan ne varsa ,ucu bucağı bizim ülkeden çıkıyor.
Ve ben bu zamana kadar hep şu an bulunduğum toprakları görmek istedim ve nasip oldu,görüyorum,o topraklarda yaşıyorum.
Daha da çoğunu göreceğim inşallah.
Ama  ömrümün geri kalanında kendi ülkemin her karış toprağını görmek istiyorum.
Adalarını mesela,doğa güzelliklerini,deniz kenarlarını.
Adrasan,Datça,Van,Antep,Mardin,Bozcaada...
Uzar gider listem...
Hepsi buralara bin basar.
Güneş pırıl pırıl.
Deniz masmavi.
Orman yemyeşil.
Lezzetli ,taptaze balığımız.
Yemyeşil semizotumuz...:)
Bir yanında çay yetişir sisli dağlarında.
Bir yanında zeytin ağaçları deniz kenarında.
Çok gezmek istediğim yerler var,çok!


Mesafeleri sevmek lazım



Uzakları yakın etmek düşer insana bazen...
Ellerinle sınırlarsan yollarını zor gelmez mesafeler,km ler.
Yollar olsa da ,dağlar,deryalar olsa da iki elinin,iki elin  arasında , yakın olur uzaklar...
Haritaları ,uzaklıkları sevmek lazım ,mesafeleri aşabilmek için,daha yakın olabilmek için...


21 Kasım 2012 Çarşamba

Ağaç ile ben

Ağaçlar 2 farklı zamanda yaşarlar.
Bir yazlık bir de kışlık vakitlerde...
Şimdilerde ağaçlar da benim gibi,sadece iskeletleri var görünürde.
Dalları çıplak,renkleri iç açmıyor.
Meyvelerini vermiyorlar,bakınca insana mutluluk da vermiyorlar...
Meyvelerini vere vere kalmadı,yeniden meyve verebilmek için dinlenmesi gerekiyor.
Biraz perişan gözüküyor bu mevsimlerde,çıplak....
Hatta ölü gibi.
Ama güneş ısıtmaya başladığında,daha uzun süre bize göründüğünde yeniden giyinecek güzel renkli elbisesini.
Şaşacağız,ölü toprağını atıp capcanlı olduğunu gördüğümüzde.
Ellerini gökyüzüne kaldıracak,bilekleri dolu olacak...
Yemyeşil olacak üstü başı.
Bazılarında beyaz,bazılarında turuncu,kırmızı,bordo desenler olacak...
İnsanlar ona baktıkça mutlu olacak...
Onun yeşil elbisesine baktıkça umutlarına daha sıkı sarılacak.
Ama şu an o kışlık vaktinde.
Şu an o dinlenmede.
Hiç kimseye hiç bir şey veremeyecek kadar yorgun.
Zaten istese de veremez ki..
Güneş onu terketmiş...
Güneşsiz o olamaz güzel,mutluluk veremez...
Güneş geri geldiğinde,dirilecek.
Ben gibi....
Bir ağaç gibi kupkuru dallarım..
Üstüm başım kapkara,iç açıcı bir insan değilim uzuun zamandır.
Kış gibi sakin,karanlık ve kuruyum,soğuğum.
Ama kış geçer,gene bahar gelir.
Güneş yakar,yazları gene güzelleşirim...
Ben de önce yapraklarımı dökerim,sonra beklerim,toparlarım kendimi bu arada.
Daha yeşil olmak için,daha dik olmak için.
Ama kışı yaşıyorum şimdi...
Soğuk çok soğuk.
Soğuk ,yalnız,karanlık...

20 Kasım 2012 Salı

Nazım ve Vera


Nazım  Stockholm'dan  Vera'ya bir kartpostal gönderir ve  şöyle yazar:

''Lanet olsun!
Ne muazzam şey seni sevmek!
Sen benim aşkım,sen benim kızım,sen benim yoldaşım,sen benim annemsin.
Canım ,bir tanem.
Seni sevmeden  önce dünyayı sevmesini bile bilmiyormuşum.
Bu şehir güzelse senin yüzünden,bu elma tatlıysa senin yüzünden,bu insan akıllıysa senin yüzünden...''

''Bir yazlığı bir kışlığı olmalı ömrün...''

''Bir yazlığı bir kışlığı olmalı ömrün.
Kaçabildiğinde kurtulabildiğin.
Kurtulmak sandığın şeyin aslında ondan sadece uzaklaşabilmek olduğunu hatırlatan bir sığınak.
Her şey bitmez ama her şeyin zamana bırakılabileceği bir yer  vardır muhakkak.
İşte öyle bir yerler olmalı ruhunu tekrar dirilttiğin ,kendini tekrar sevmeye yemin ettiğin.
Bir yazlığı bir kışlığı olmalı ruhun.
Tıpkı giysilerin ayakkabıların gibi onun da örtünmeye,onun da çırılçıplak kalmaya ihtiyacı yok mu?
İşte öyle bir sığınak,sadece senin yaşayabildiğin.
Mezar gibi ölümüne değil ,seni yeniden hayata aşılayan ,bir dört duvar olmalı sana ait muhakkak.''

18 Kasım 2012 Pazar

20 kilit cümle


1. Ektiğin kadarını biçersin. Emeğin sana mutlaka aynı oranda geri döner.
2. Kendi hikayeni kendin yaz. Kimse senin senaryonu yazmasın.
3. Geçmişte birinin sana yaptığı bir kötülüğün, bugün hiçbir gücü yoktur. Ancak sen o gücü verirsen olur.
4. İnsanlar sana kendilerini nasıl tanıtıyorlarsa, önce öyle kabul et.
5. Endişelenmek vakit kaybıdır. Öyle yapacağına, endişelendiğin şeyle ilgili bir şey yapmaya harca o zamanını.
6. Neye inandığın, hayallerinden, isteklerinden ve beklentilerinden çok daha güçlüdür. Sonunda her zaman, inandığın şey oluyorsun.
7. Sadece tek bir dua edeceksen, o ‘çok şükür’ olsun.
8. Mutluluğun verdiğin sevgi kadardır.
9. Hata, seni başka yöne yönlendiren bir yol işaretidir.
10. Herkesin dediğinin aksine davranırsan, dünya yıkılmaz.
11. İçgüdülerine güven, onlar yalan söylemez.
12. Önce kendini sev.
13.Sonra da, o sevgini her fırsatta etrafına yaymayı öğren.
14. Sevdiğin şeyi yaparak para kazanmanın bir yolunu bul. O zaman her maaş, sana bonus olur.
15. Aşk acıtmaz. Çok da iyi hissettirir.
16. Her gün, yeniden başlamak için bir fırsattır.
17. Dünyadaki en zor iş, anneliktir. Ve bütün kadınlar bunu ilan etmelidir.
18. Şüphe, ‘-ma’ ekidir. Kıpırda-ma, cevapla-ma, acele et-me.
19. Ne yapacağını bilemediğinde, sakinleş.
.20. Hiçbir dert sonsuza kadar sürmez

15 Kasım 2012 Perşembe

Yorgunluklar iyidir.

Hiç bir şey yapmadan geçirdiğim zamanlarım oldu...
O bitmişlik,işe yaramamazlık hissi nedir  bilirim çünkü çok ağırca yaşadım...
O yüzden yorgunluklarımın kıymetini biliyorum artık...
Yorgunsan,emek ve alınteri vardır.
Yorgunsan ,işe yaramışsındır.
Yorgunsan,sana biçilen rızkı haketmişsindir.
Yorgunsan,şükretmek için sebebin vardır.
Şükretmelisin çünkü ertesi güne kapıların kapanmaması için üzerine düşeni yapmışsın demektir.
Yorgunum,çok hem de.
Vaktimin her dilimini kendime ne katabilirim diye harcıyorum...
Hayatta bazı şeyleri vakti geldiğinde öğrenebiliyorsun , anlayabiliyorsun.
Yorgunluklar kolay değilmiş...
...
Ama yoruldukça yenileniyor insan.
Yoruldukça bir basamak daha çıkmış oluyorsun.
Bi basamak  bi basamak derken bir bakmışsın olmak istediğin yerdesin,belki de hayal bile edemediğin yerdesin!
Hayat işte.
Bilemezsin  gene de geleceği.
Sadece  yakın geleceği görebilirsin.
Ama umarsın,hayal kurarsın.
Ya da hayal kurmazsın.
Hayalsiz,yarınları düşünmeden yaşarsın.
Yarınlar geldiğinde de kıymetini bilemezsin...
Hayat böyle gider işte..
Uzun lafın kısası ;yorgunsan emekçisin demektir...
Hep yorulmalı bu hayatta,hep yapacak bir şeylerin olmalı.
Günlerini bölmeli yapacakların için..
...
Yorgunluklar yalnız olmamalı ama sevdiceğizinle olmalı.
Yorgunluklar tatlı bir şekilde bitirilmeli yanyanayken...
Yorgunluklar,gelecek için konulan birer tuğla ise ,insan kendisi ve sevdiği için koymalı o tuğlaları...
....
Yorgunluklar iyidir.
Yorgunum ama mutluyum.





14 Kasım 2012 Çarşamba

Anneler...


Kadın olunca,anlaşılamayınca,sorumlulukların çok olunca,her şeye rağmen dimdik durmak zorunda olunca;bir de evladın olunca kuvvetli olmak zorundasındır.
Ki o canı ,9 ay boyunca içinde büyüten,minik bir insancık yaratan  her zaman  annelere güç verir.
Bu kesindir.
Cennet annelerin ayakları altında değil midir?
Niye erkekler seçilmemiştir o mucizeyi yaşamaları için de kadınlar seçilmiştir?
Bir doğum esnasında yaşanılan acı 20 kemiğin aynı anda kırılması esnasındaki acıyla eşdeğerdir.
Erkekler seçilmemiştir çünkü erkekler bedenen güçlüdür evet ama acı eşikleri çok düşüktür.
Kadın olmak Allah tarafından seçilmek demektir :)
Bütün zorluklarına rağmen...
O yüzden anneler hep başüstündedir.
Hele ki bazı anneler...
Hele ki annem...

11 Kasım 2012 Pazar

Fistan:)

                           
                               -Nineye sormuşlar:
                              ''Nine,dede sana hiç çicek aldı mı?''
                               -Nine cevap vermiş.
                               ''Bana aldığı fistanların hepsi çicekliydi.''
                                :)

Steve Jobs!



Bu ara Steve Jobs ilgim var.
Kitabını edinmeliyim en kısa zamanda.