29 Aralık 2012 Cumartesi

''İki çeşit ağaç vardır.''



İki çeşit ağaç vardır. Birisi ormandaki ağaç, ötekisi 
açıklık kırda tek başına duran ağaç. 

Kırdaki tek başına ağaç ilk bakışta göze çarpar. İlk 
bakışta insanı hayrete düşürür. Fakat bir bakarsınız, 
iki bakarsınız, gözünüz gitgide alışır ona. Onun 
yalnızlığındaki "kahramanlık" gitgide kaybolur, 
gitgide mahsunlaşır. Biraz daha dikkat ederseniz, tek 
başına kırda duran ağacın bütün basit faciası 
gözümüzün önünden geçer. O, kırın dümdüz açıklığında 
komikleşir. Kışın sıska kollarıyla bir başına 
titreyen, yazın bir avuç gölgesinin başında neyi ve 
neden beklediğini bilmeden dikilip duran bu tek ağaç 
zavallıdır. 

Ormandaki ağaç, kırdaki ağacın büsbütün tersidir. İlk 
bakışta gözünüze çarpmaz. Fakat onun güzelliğini her 
bakışta biraz daha anlarsınız. Bütün ormanın ahenginde 
o ahengi tamamlayarak fakat ferdiyetinden 
kaybetmeyerek yaşamaktadır. Orman onu, o ormanı 
güzelleştirir. Kuvvetleştirir. Kışın, kolları öteki 
kolların yanında olduğu için onda üşümenin komikliği 
yoktur. Yazın, gölgesi öteki gölgelerden ayrı, fakat 
öteki gölgelere karıştığı için bir büyük yeşil 
serinliğin kaynağı halindedir. 

İki çeşit ağaç vardır, dedim. İki çeşidini de yazdım. 
İsterim ki, oğlum ormandaki ağaca benzesin. 

Nazım Hikmet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder