27 Mart 2013 Çarşamba

Ay...

Ay öyle pırıl pırıl ki tepemde!
Camımdan görüyorum.
Bulutsuz,pussuz.
Net.
Ben burdayım diyor,görmek istersen,anlamak istersen.
Her zaman böyle güzel olmuyorum ki bu anlarımın kıymeti bilinsin.
Arada puslu oluyorum,arada hiç gözükmüyorum bile.
Ama ben hep varım.
Görmek istersen...

düzen

Aynalara bakınca gördüğüm kişi büyüyen biri...
Her defasında gözlerinde başka anlamlarla.
Geçmişine,geçmişindekine şükür eden biri,bugünlerini ,bu hallerini bulmasına yardım ettiği için.
Bir de daha çok biliyor,isyan etmiyor,susuyor.
Biliyor ki o yaprak  istese de istemese de zamanı gelince o daldan düşecek...
Düşecek ,düzen bu.
O düşecek ,yenisi çıkacak...

...
Bugün katıla katıla ağladım!
O kadar birikmiş ki gözyaşlarım,oluk oluk aktı.
Ama mutluluktan!
Dostum,can'ım,kız kardeşim dediğim kıymetki arkadaşım bana kocaman bir posta göndermiş ta Samsun'dan.
İçinde midye kabuğu Samsun'dan diyor,uykusuz dergileri,Galata kuleli bir defter,kıymetli kitaplarını okurken sayfa aralarına koyayım diye bir ayraç Ladik'ten..
Bir de Tegv defteri...
Bir de 2006larda,2007lerde yazıp ona verdiğim notlar...
Bir de mektup.
İhtiyacım olan şeyler maddi şeyler olmadı hiç benim,onsuz olmazsa olmaz dediklerim olmadı.
Ama ben bu duygularsız olamam.
Ben dostumdan,ailemden,inancımdan,umudumdan,şükürümden ayrı olamam.
İnsan bir dosttan daha ne ister ki...
Çok mutlu etti beni çok,demek çok az kalıyor...


26 Mart 2013 Salı

Can Yücel tarif etmiş halimi:)

''Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

hayatından memnun olan yok.
kiminle konuşsam aynı şey...
herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. 

öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
bir kendisi.
bu yeter zaten.
herşeyi, herkesi götürdün demektir.
keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
ama olmuyor.

hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. 
yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

böyle gidiyoruz işte.
bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"otur" diyen kazanıyor.
o yan kalabalık zira... 
iş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu...
en kötüsü alışkanlık.
alışkanlığın verdiği rahatlık,
monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
kalıyoruz...
kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz. 

evlenmeler...
bir çocuk daha doğurmalar...
borçlara girmeler...
işi büyütmeler...
bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

misal ben...
kapıdaki rex'i bırakıp gidemiyorum.
değil bu şehirden gitmek, 
iki sokak öteye taşınamıyorum.
alıp götürsem gelmez ki...
bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
herkes onu, o herkesi seviyor.
hangi birimizle gitsin?

"sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır; 
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
kendi imalatımız küfeler.

ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
ölüm var zira.
ölüme inat tutunmak lazım,
inadına kök salmak lazım.

bari ufak kaçışlar yapabilsek. 
var tabii yapanlar, ama az.
sadece kaymak tabakası.
hepimiz kaçabilsek...
bütçe, zaman, keyif... denk olsa.
gün içinde mesela...
küçücük gitmeler yapabilsek.

ne mümkün.
sabah 9, akşam 18
sonra başka mecburiyetler 
sıkışıp kaldık.
sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
bu kadar ağır olmamalı.

hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
ne saçma...
bahar mıdır bizi bu hale getiren? 
galiba.

ben her bahar aşık olmam ama
her bahar gitmek isterim.
gittiğim olmadı hiç,
ama olsun... istemek de güzel. "

25 Mart 2013 Pazartesi

En güzel...

Çalışmak, en güzel ibadet,en güzel suskunluk,en güzel  yoldaş,en güzel  moral ,en güzel,en en güzel...
Hayal kurmak,en güzel kalkan,en güzel antidepresan,en güzel şarkı...
İnanmak, en güzel iman,en güzel sabır ilacı,en güzel hayalperestlik dayanağı...
Susmak,en güzel cevap,anlaşılabilir en büyük yok oluş...
Beklemek,en güzel vakit,en güzel süreç,en güzel yağmurda ıslanmak,en güzel imtihan...
Kavuşmak,en güzel şehirde bir başına gezebilmek...
Elde etmek,en güzel mükafat...
En güzel...

24 Mart 2013 Pazar

Sonrasına dair

Hayatın bir dönemeçler demeti olduğunu varsayarsak, o dönemeçlerinden geçen biri olarak görüyorum kendimi .
Aylardır,yıllardır dön dön virajdan çıkamadım:)
Mutlaka yol düz sonrasında,şüphesiz ama daha kaç tane var kim bilir?
Belki de en keskin virajlardır dönmekte olduklarım?
Kim bilebilir?
Çok soyut,çok iç karartıcı bir paylaşım oldu sanki,farkındayım..
Bazen  insan kendini çıkarıp sandalyeye koyar ,koltukta oturan kendine bakar ya,onu yapıyorum şu an.
Yaşanılanlar,yaşanılamayanlar,söylenilenler,söylenilemeyenler,yazılanlar,yazılamayanlar,gidilenler,gidilemeyenler,olunabilenler,olunamayanlar diye uzar gider.
Ama şu bariz ki elim boş değil,kazandıklarım daha ağır basıyor.
Her şeye rağmen.
Bu  yetiyor sonrası için...

23 Mart 2013 Cumartesi

Can kurban:)

Ya hey hey!
Güpgüzel yerleri görerek Almanyaya veda edeceğim nasipse(Belki de etmeyeceğim,1 sene daha kalacağım,üzerinde çalışmalarım sürüyor)

Önce Konstanz,sonra biraz İsviçre ,sonra Prag,sonra İspanya(Barcelona,Cordoba,Sevilla,Granada) sonra İtalya sonra Münih.
Şimdilik güzergahlar bunlar.
Azıcık kemer sıkmayı göze alsam bi kaç yeri daha görebilirim ama dur bakalım  aha görmeliyim burayı diyeceğim bir şehir çıkarsa...

Yapmam gereken çok şey var,bunlar her bir şehir için otel,gezilecek görülecek yerlerin araştırılması,uygun bulunduğunda alınması,müzelerle ilgili araştırmalar yapılması bazılarının biletlerinin erkenden alınması vs.
Ha bir de güzel bir motivasyon mektubu Berlin için.
1 sene ,belkide daha da fazla süre Almanya...:)
Ha bir de temizlik.

Bu telaşa can kurban can! :)

22 Mart 2013 Cuma

Uyanacağım sabahlar

Gariptir ki hayatımın akışının düzenini tutmaktan keyif almıyorum şu sıra.
Yani gelecek nasıl gelecek diye kafa patlatmaktan bahsediyorum.Hani patlata patlata bi haltın değişmeyeceğini öğrenen saf insan aydınlanması...
Hani bir bekleyeninin,bir beklediğinin olmamasının verdiği özgürlük.
Hani kafana nere eserse oraya gidebilmenin verdiği  keyif.
Yarınlara dair zerre fikrinin olmamasının verdiği dağınıklık.
Ama içinde bütünleşen şeyler bütün bu savrukluğa rağmen.
Ben değişiyorum.
İyi ki değişiyorum.
Yavaş yavaş ölürken,birden kendime geldim...
Ne sevmeye artık kendimi o kadar salabiliyorum ne de bilinçaltımdaki o kılışelere...
Tanıdıklarımdan,yakın geçmişimden uzak olmak beni bana yakınlaştırdı.
İçimi şişiren,kalbimi yoran,gözümü kızartan ne varsa bir bir attım,bi yudum kaldı sadece...
Hiç ummadığım anda hayat yeşeriyor,ummadığım yerde,ummadığım koşullarda.
Gelsin hayat bildiği gibi diyebiliyorum artık,anlatabiliyo muyum?
Hani önce ben bileyim de sonra o bilsin ayaklarını bırakalı çok oldu...
Uyandığım sabahlarda hep bir şeyle gizliydi,köşede bucakta...
Uyanacağım sabahlarda neler neler gizli kim bilir...

20 Mart 2013 Çarşamba

Nasıl olsa...

Başımı koltuğa koyduğumda gördüğüm gökyüzü masmavi...
Sessiz ev,kimsecikler yok benden başka...
Başka bir ülke,başka bir gökyüzü,başka bir hayat...
Nereden gelir geçmiş günler aklıma...
Yaşadıklarım,yaşayamadıklarım,yaşamaktan vazgeçtiklerim...
Aklıma gelmeyecek şeyleri yaşayalı ne kadar zaman oldu...
İyisiyle kötüsüyle...
Uykusuz gecelerimle,huzurla hemen uykuya daldığım gecelerimle..
Dediklerimle,diyemediklerimle,kırgınlıklarımla...
Islak gözlerimle,güldüğümde içi gülen gözlerimle...
Hayallerimle,hayal kırıklıklarımla...
Rüzgara karşı bıraktım kendimi çoktan..
İstediği kadar üşütsün beni,nasıl olsa geçecek...
Nasıl olsa güneş zamanını bekliyor...
Nasıl olsa yaza dönecek mevsim...
Nasıl olsa...

17 Mart 2013 Pazar

Kadının yarası

Gerçekten kendini değiştiren kadınlara bak.
Değişmek için,iyileşmek için  kimseye değil kendine sarılan kadınlara bak.
Debelene debelene kuyudan bir anda kurtulan kadınlara!
Derdini anlatmak için   severken,sevdiğinden çok konuşan, bazen susan,bazen kızan,bazen küsen kadınlara.
Hani  mücadelenin dibini eden kadınlara.
Gözlerine bazı bazı durgunluk gelse de güler yüzlü kadınlara,güldüğünde gözleriyle gülen kadınlara.
Mutlaka ama mutlaka  bir yarası vardır ama  artık kanamayan,kabuk bağlayan,hatta kabuğu bile kopmuş çoktan.
Bu kadınlar o yarayı kendilerinin lehine çevirmişlerdir.
Kimisi  söyler,kimisi  çizer,kimisi yazar,kimisi çalışır,kimisi yapmadıklarını yapar,kimisi yapmakta olduğunu terkeder.
Ama mutlaka bi şeyler yaparlar.
Kendilerini yenilerler.
Yalnızlığın keyfini sürerler.
O yaranın onu büyütmesinin verdiği keyiftir bu.
Ve de artık gidene,gitmek isteyene  bile gülebilmenin keyfidir.
Kaybettiğini sandıkları aslında kazandıkları ve hatta kurtuldukları olmuştur çünkü...

12 Mart 2013 Salı

Su gibi...

Su gibi yaşamak istiyorum,huzurlu,sakin...
Su gibi berrak olmak..
Yanımda,kalbimde,aklımda,gözümde olacak adam bulandırmasın beni,çakılları getirmesin...
Onunla daha da berraklaşayım istiyorum...
Gözlerimden,yüzümden anlaşılsın...
Su gibi işte.
Hayat veren,yeşerten,doyuran,susuzluğu gideren,temizleyen...
Su gibi...

Zamanla yarışan insan

Insan  zamanla yarışamaz ki,benim yarışım ne diye?
Bir hırçınlık içeride bu aralar,bi ait olamama olduğum yere,hep 5 dk sonrasını hızlıca yaşama isteği.
TAMAMEN SAÇMALIK!
Gece uyurken bile vakitten çaldığımı düşünüyorum,haftasonları sabahın köründe kalkmamın da sebebi bu sanırım...

Zamanla yarışmaya çalışan zavallı insanım ben ,kendimi durduruyorum bazen ,sonra kaldığım yerden devam!
 Bu da geçici ,bu da geçecek de bakalım ne zaman_

10 Mart 2013 Pazar

Halil Cibran der ki;


Bu yazı da asmalık...

''Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler,
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları,
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geri dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür,
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin,
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar,
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.''



İzle..

Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama,
Biraz duraksa...
Neler olup bittiğine anlam verme !
Mutlaka yanlış bir şey oldu..
Düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi,
Ve varlığın ile buluşamadı...

Sorun yok, sadece bekle..

Güneş doğacaktır.
Rüzgar esecek ve yağmur yağacaktır.
Zorlamaya gerek yoktur,

İzlemeye devam et..

Şahitlik güzeldir, hem olayın dışındasındır hem de içinde. Zorlamaya gerek yoktur, olması gereken her şey Varoluşun uygunluğunda kendiliğinden olur...
.


U.Koşar

Tıkalı

Bi tıkanıklık var bu aralar bende.
Hani nefesini tuta tuta durursun sonra poooh diye bırakırsın öyle bi his,öyle bi tıkanıklık!
Ama ben nefesimi bırakmak istemiyorum ki...
Bi başıboşluk ,bi atla uçağa git italyaya ,ordan gel atla uçağa git amsterdam a havası,kafası.
Param var ya ,en önemlisi SCHENGEN im var ya!
Kafamda kavak yelleri bi saçma şekilde...
Halbuki masada yığdığım kitaplarım...
Kafada tiklenmeyi bekleyen sorunlar falan falan.
Tıkanığım bu sıra arkadaş.
Bana bi kir pas çözücü lazım!!

5 Mart 2013 Salı

Çenem ağrıyor!

Arkadaş dişlerini sıkmak nedir ya?
Ben bildiğin dişlerini sıkan bir insan oldum!
İnsan hep bi değişmek  mi demektir?Nereden çıktı bu huy?
Resmen çenem ağrıyor!
Beynimdeki düşünceleri dişlerimi sıkarak yenmeye çalışıyorsam demek.
Küfürbaz olmak istediğim bir vakitteyim.
Alayına isyanım da cabası.
İşler ,güçler,insanlar,sınavlar,paralar pullar,kitaplar,tilkiler,onların kuyrukları...

İlkokulda fen bilgisi öğretmenimde görmüştüm ilk,dişlerini sıkmak halini.
İnsanı agresif gösteriyor.
Farkında değilim okulda böyle olup olmadığımın ama değilim sanırım çenem hiç boş durmadığı için imkansız.
Olan evde iken oluyor.
Diyeceğim o ki, çenem ağrıyor arkadaş,çenem!

3 Mart 2013 Pazar

Alles gut geklappt Mensch!

Almanlar ''Alles gut geklappt!'' derler.

Her şey yolunda,şahane!anlamında.
Ben almışım geleceği sağıma ,soluma.
Atmışım ,bırakmışım geçmişi vs. layık olduğu yere.

Ben heyecanlar yaşıyorum yeni yeni,tadını önceden bilmediğim.
Kendimi kalabalıklar önünde şiirimi okurken buluyorum.
Kendimi hayal bile etmediğim yaşantıları yaşarken buluyorum.

Dünyanın en hafif insanı benim,en rahat uyuyabilen insanı,var mı ötesi?

Her şey  kolay değil,böyle bi polyannacılık yok dünyada ama umut,sükut,sebat,şükür ve inanmak diye bir şeyler var.

Alles gut geklappt Mensch!
Stimmt!

2 Mart 2013 Cumartesi

...

Yemişim yarınımı,3 ay sonramı,büyüyen yaşımı...
Ne gereksiz  kaygılarım var hem de ne gereksiz!
İnsan endişe edebilir ama kaygı adamı gebertir.
Kontrolünü eline alamadığın bir gidişe hiç ama hiç gerek yook.
Sanki 3 ay sonra hayatta olacağımın garantisini mi aldım?
Bunu neden mi soruyorum.
Geceleri baş dönmeleri yaşıyorum bu sıralar...
Tek başına,yabancı bir ülkede yaşayan biri olarak,bana bi şey olsa kimsenin ruhu duymaz.
Hadi duydu diyelim belki geç kalırlar belki de hastaneye gidene kadar geç olur,çünkü hastane 20 dklık mesafede.
Olacağı varsa olur...
Korktuğumdan değil ama ne gereksiz endişeler,kendini güvence altına alma takıntısı bendeki.
Tam bir şuursuzluk hali!
Deliliğe götüren.
Olacak her şeyin zamanı var,yeri var.
Burada bi şey mi olacak?
Buna kim engel olabilir,ben mi?
Ne 3 ay sonram ne baş dönmelerim size esir olmuyorum.
Geldiğiniz gibi gidersiniz.


1 Mart 2013 Cuma

İçi ve dışı ya da sağı ve solu

Bir hatamı daha  altetmiş olmaktan dolayı mutluyum.
Ne mi?
Her şeyin önü ve arkasının olduğu,beyazsa siyahının,kötüyse iyisinin,soğuksa sıcağının olduğunu benimsemiş olmak.

Şu anki ruh halime bakarak bana nasılsın diye sorsalar kendini hiç bi halt yapmayan,üşengeç,mutsuz,yalnız,bıkkın vs diye cevap veririm.
Ama dün?
Hayatımda ilk defa izlediğim ve hayran kaldığım müzikal,yanımda olan başka dünyadan,başka dilden insanlar,giydiğim kıyafet,taktığım yüzük,sürdüğüm ruj ile başka idim,yorgunluktan göz altlarım şişik bile olsa çok keyifliydim.

Çok konuşmayan ,sessiz bir adamla bir kere konuştuktan sonra ,ne garip diye uzaklaşıp; aynı adamla saatlerce mevlanadan konuşmak,hatta o adamın heykeltraş olduğunu öğrenmek ve de yemeğe davet edilmek...

Önceden çok gereksiz bulduğum,sadece işi gücü olmayanların olduğunu düşündüğüm''facebook'' un , burada hayatımdaki büyük yeri...

Mutsuzluktan,yalnızlıktan (kendince) geberirken,gelen telefonla birden yüzüne kan gelmesi,gözlerinin parlaması,hemen giyinmen ,en sevdiğin yüzüğü takman,parfümünü sıkman,allığını sürerken aynaya baktığında güzelliğin makyajla değil de gözlerindeki ışıltıyla olduğunu sana anlatan da  duygunun iki kolu değil mi?

Üstelik güzelliğin ,mutluluğun,huzurun illa ki biri tarafından sana söylenmesi gerektiğini nereden çıkardın?
Biliyorum,alışkanlıklar...
İnsanlar bunları yaşıyor,yaşayacak da ,sen de yaşayacaksın,gene söyleyeceksin ve sana da denilecek; ama olay bundan ibaret değil,üzgünüm...
O varsa bir de sen varsın.
Yani gene 2.si de  var; gene bir öteki tarafı,bir seçeneği...

Hep ikili anlıyor musun?
Gece ,gündüzün varlığından dolayı ağır.
Yazmak,susmanın ardında gizli.
Sevmek bir adamı;kadın olduğu için işin içinde kıymetli,duygusal...
Ağlamak ,gülmeyle kıyaslandığında bazen  rahatlama yöntemi,tam tersi  için de aynı şey geçerli...
Meşguliyet,boş zamanlardan dolayı daha önemli..

Geç mi kalmışım anlamakta?
Olsun,hiç farkına varamayabilirdim de...

Ömürlük

Yaşayacağım,ömrümü geçireceğim evimin duvarlarına 2 yazıyı asmaya karar verdim geçenlerde...
Biri bu...

''Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi ateşli bir mutluluğun kapısına...''

''Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar,her gün aynı yoldan yürüyenler,yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler,giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler,tanımadıklarıyla konuşmayanlar. 

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar,beyaz üzerinde siyahı tercih edenler,gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler..

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler,bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar,hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar,okumayanlar,müzik dinlemeyenler,gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler,kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler,ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar,daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler,bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar,bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden,anımsayalım her zaman;yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına. ''